Türkiye, RSF'nin Basın Özgürlüğü Endeksi'nde 163. sıraya geriledi; raporda gazeteciliğin bir suç faaliyeti gibi görüldüğü vurgulandı.
Sorun sadece Türkiye'ye özgü değil; rapor, siyasi baskılar ve dezenformasyon nedeniyle küresel çapta basın özgürlüğünün gerilediğini gösteriyor.
Bu düşük sıralama, Türkiye'nin demokratik sağlığını, halkın bilgi alma hakkını ve uluslararası ilişkilerini olumsuz etkileme potansiyeli taşıyor.

Atlas AI
Türkiye Basın Özgürlüğünde Düşüşünü Sürdürdü
Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) tarafından yayımlanan ve küresel medya ortamının nabzını tutan 2024 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi, Türkiye için endişe verici bir tablo çizdi. Ülke, 180 ülke arasında 163. sırada kendine yer bularak gazeteciliğin sistematik olarak kriminalize edildiği ülkeler kategorisinde konumlandı.
Bu sıralama, Türkiye'de medya mensuplarının karşılaştığı hukuki ve siyasi baskıların bir yansıması olarak değerlendiriliyor. Raporun 25. yıl dönümünde açıklanan veriler, ülkedeki basın özgürlüğü ikliminin kötüleşmeye devam ettiğini gösteriyor.
Küresel Eğilim de Karamsar
RSF'nin raporu, basın özgürlüğüne yönelik tehditlerin sadece Türkiye ile sınırlı kalmadığını, dünya genelinde bir gerileme yaşandığını da vurguluyor. Siyasi otoritelerin medya üzerindeki baskısı, dezenformasyon kampanyaları ve gazetecilere yönelik artan şiddet, küresel ölçekte gözlemlenen ortak sorunlar olarak öne çıkıyor.
Endeks, hükümetlerin basın ve ifade özgürlüğünü koruma konusundaki taahhütlerini yerine getirmede başarısız olduğunu belgeliyor. Bu durum, demokratik toplumların temelini oluşturan şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkelerini zayıflatıyor.
Kriminalizasyon ve Sistematik Baskılar
Türkiye'nin endeksteki düşük konumunun temelinde, gazetecilik faaliyetlerinin bir suç unsuru olarak görülmesi yatıyor. Raporda, özellikle "terör propagandası yapmak", "halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek" veya "devlet büyüklerine hakaret" gibi suçlamalarla açılan davaların gazetecileri susturmak için bir araç olarak kullanıldığı belirtiliyor.
Ayrıca, medya kuruluşlarının mülkiyet yapısının siyasi iktidara yakın sermaye gruplarının elinde toplanması, otosansürün yaygınlaşması ve eleştirel seslerin ekonomik olarak boğulması da endeksteki olumsuz pozisyonu pekiştiren faktörler arasında sayılıyor.
Uzmanlar, bu tablonun sadece gazeteciler için değil, aynı zamanda halkın doğru ve tarafsız bilgiye erişim hakkı için de ciddi bir tehdit oluşturduğunu ifade ediyor. Basın özgürlüğündeki bu gerilemenin, Türkiye'nin uluslararası arenadaki imajını ve demokratik standartlarını olumsuz etkilemesi bekleniyor. Önümüzdeki süreçte, yeni yasal düzenlemeler ve devam eden davaların sonuçları, basın özgürlüğünün geleceği açısından kritik önem taşıyacak.


