Greenpeace, Çernobil'in eski beton lahdinin kontrolsüz çökme riski taşıdığını ve bunun yeni bir radyasyon salınımına yol açabileceğini bildirdi.
Rusya-Ukrayna savaşı, dış koruma kalkanındaki hasarların onarılmasını ve gerekli güvenlik çalışmalarının yapılmasını engelliyor, bu da tehlikeyi artırıyor.
Uzmanlar, yapının içinde bulunan dört tonluk yüksek radyoaktif tozun atmosfere yayılmasını önlemek için acil ve kontrollü bir söküm gerektiğini belirtiyor.

Atlas AI
Çernobil Nükleer Santrali sahasında, 1986 kazasından sonra reaktör kalıntılarını çevreleyen eski iç koruma yapısının (iç lahit) yapısal bütünlüğünü kaybetme riski yeniden gündeme girdi. Greenpeace’in yayımladığı rapor, iç lahdin kontrolsüz çökmesi halinde çevreye yüksek miktarda radyoaktif toz yayılabileceği uyarısı yapıyor. Risk, Rusya-Ukrayna savaşı nedeniyle sahada düzenli bakım, onarım ve denetimlerin aksamasıyla daha yönetilemez bir çerçeveye taşınıyor.
Sahadaki koruma sistemi iki katmanlı ilerliyor. İlk katman, 1986’daki reaktör patlamasının ardından erimiş yakıtı ve radyoaktif kalıntıları hızlı biçimde hapsetmek için çelik ve betondan inşa edilen “sarkofag” yapısıydı ve kalıcı çözüm olarak tasarlanmadı. Zaman içinde yıpranan bu yapının risklerini azaltmak için uluslararası bir konsorsiyumun finansmanıyla “Yeni Güvenli Muhafaza” (NSC) adı verilen büyük çelik kemer 2019’da tamamlandı ve eski yapının üzerine yerleştirildi.
NSC’nin temel hedefi, eski yapıyı stabilize etmek ve radyoaktif sızıntıları 100 yıl boyunca sınırlamak olarak tanımlanıyor. Ancak Greenpeace raporu, NSC’nin iç lahdin olası çökmesi gibi senaryolarda tek başına yeterli bir muhafaza işlevi sağlayamayabileceğini vurguluyor. Rapora göre iç yapının çökmesi, mevcut koşullarda kontrol altına alınması zor bir toz yayılımı riski doğuruyor.
Greenpeace Ukrayna’dan kıdemli nükleer uzman Shaun Burnie, iç lahdin çökmesini “felaket” olarak nitelendiriyor ve yapının içinde yüksek radyoaktivite taşıyan toz ve yakıt parçacıkları bulunduğunu belirtiyor. Raporda, içeride dört tona kadar son derece radyoaktif toz ve yakıt parçacığı olabileceği bilgisi yer alıyor. Bu tür bir malzemenin kontrolsüz biçimde havaya karışması, sahaya yakın bölgelerde acil durum yönetimi ihtiyacını ve sınır aşan çevresel izleme baskısını artırabilir.
Savaş, risk yönetiminin en kritik halkasını zayıflatıyor: erişim ve süreklilik. Ukraynalı yetkililer, 2022’de başlayan işgalden bu yana Çernobil sahasının defalarca hedef alındığını ve geçen yıl NSC’nin dış koruma katmanının delindiğini iddia ediyor. Bu iddialar, fiziksel hasar ihtimalinin yanı sıra, hasar tespiti ve onarım planlamasının güvenlik koşullarına bağımlı hale geldiğini gösteriyor.
Greenpeace, felaketi önlemek için iç yapının dengesiz bölümlerinin kontrollü şekilde sökülmesini öneriyor. Ancak sahadaki askeri faaliyetler, ağır ekipmanla yapılacak mühendislik operasyonlarını ve uzun süreli iş güvenliği düzenini zorlaştırıyor. Fransa, geçen ay yaptığı açıklamada onarım maliyetinin yaklaşık 500 milyon euroya ulaşabileceğini belirtmişti; bu da finansman, tedarik ve saha güvenliği başlıklarının aynı anda yönetilmesi gereken bir risk paketi oluşturuyor.
Ülke Etkisi: Ukrayna’da nükleer güvenlik gündemi, savaş koşulları nedeniyle altyapı bakımı ve denetim kapasitesiyle daha doğrudan bağlantı kurabilir. Olası bir olay, acil durum yönetimi, sınır aşan bildirim yükümlülükleri ve uluslararası teknik destek ihtiyacını artırabilir.
Sektör Etkisi: Nükleer tesis güvenliği ve söküm (decommissioning) alanında çalışan yükleniciler için erişim, sigorta ve tedarik zinciri riskleri öne çıkabilir. Uluslararası fonlama mekanizmaları, savaş riski altındaki kritik altyapılarda proje tasarımı ve denetim standartlarını yeniden şekillendirebilir.
Piyasa Etkisi: 500 milyon euro seviyesinde telaffuz edilen onarım ihtiyacı, kamu finansmanı ve uluslararası katkı kanalları üzerinden bütçe baskısı yaratabilir. Jeopolitik risk algısı, enerji ve altyapı varlıklarında risk primi kanalıyla fiyatlamayı etkileyebilir.


