
Atlas AI
Yaprak Akkaya (Winsconsin / ABD)
Viktor Orban 16 yıllık başbakanlığının ardından yapılan son seçimlerde koltuğunu Péter Magyar’a bıraktı. Orban’ın gidişinin, sadece Macaristan’da değil Avrupa Birliği içinde de bazı değişimlere yol açması bekleniyor. Özellikle Ukrayna-Rusya savaşı bağlamında tasarlanan yardım kararları ve yaptırımlar konusunda AB’nin daha hızlı karar alabileceği düşünülüyor. Magyar bunun sinyallerini vermeye başladı.
Macaristan'ın AB Politikası
Orban döneminde Macaristan, dış politika ve güvenlik konularında çoğu zaman AB’nin ortak çizgisinden ayrışan bir tutum izledi. Bu politika farkı, özellikle Ukrayna’ya destek ve Rusya’ya yaptırımlar konusunda Birlik düzeyinde ciddi gerilimler yarattı.
AB’nin dış politika ve yaptırım kararları oybirliği ilkesi ile alınır. Bu sistemde her üye devletin onayı gereklidir ve tek bir ülkenin karşı çıkışı süreci durdurabilir veya geciktirebilir. Bu mekanizma, kriz dönemlerinde yavaşlatıcı etki yaratabilir; ancak her üye ülkeye veto hakkı tanıyarak kararların meşruiyetini güçlendirir. Bu sistem, büyük üye devletlerin karar süreçlerini tek taraflı biçimde yönlendirmesini engelleyerek küçük ülkeler için kurumsal güvence oluşturur.
Karar Alma Süreçleri
2022 sonrasında Macaristan’ın Ukrayna’ya yönelik askeri ve mali yardımlar ile Rusya’ya yönelik yaptırımlar karşısındaki çekimser tutumu, oybirliği ilkesine dayanan bu sistemle birleşerek AB’nin karar alma süreçlerini yavaşlattı. Büyük ölçekli destek paketleri çoğu zaman uzlaşma aşamasında tıkandı ve onay süreci beklenenden daha uzun sürdü.
Örneğin 2023’te Ukrayna’ya yönelik yaklaşık 50 milyar euroluk yardım paketi, Macaristan’ın itirazları nedeniyle uzun süre bloke edildi ve ancak kapsamlı müzakereler sonucunda onaylanabildi. 2024’te gündeme gelen daha geniş ölçekli finansman planları, yine Budapeşte’nin çekinceleri nedeniyle yenilenmek zorunda kaldı. 2025’in aralık ayında görüşülen 90 milyar euroluk kredi, yine Orban’ın süreci yavaşlatması nedeniyle ancak 26 Nisan 2026’da onaylanabildi.
Bu örnekler, Macaristan’ın doğrudan politikaları durdurmaktan ziyade AB karar alma hızını yavaşlatan bir aktör olarak konumlandığını gösterdi.
Rusya ile İlişkiler
Orban hükümeti, Rusya ile ilişkilerde tamamen karşıt bir çizgi izlemedi. Özellikle enerji bağımlılığı, Macaristan’ın AB yaptırım politikalarına mesafeli yaklaşmasının temel gerekçelerinden biri olarak öne çıktı. Bu süreçte Macaristan, Rusya’dan petrol ve doğal gaz alımını sürdürdü, AB yaptırımlarında enerji alanında muafiyetler talep etti, bazı yaptırım paketlerinin uygulanmasını geciktirdi.
Bu durum, AB içinde “ortak dış politika uyumu” tartışmalarını güçlendirdi ve Birliğin tek sesli hareket etme kapasitesini zaman zaman sınırladı.
Yeni Lider, Yeni Politika
Seçimleri kazanan Péter Magyar liderliğindeki yeni siyasi hareket, AB ile daha uyumlu bir dış politika çizgisi benimseyeceğini açık şekilde ifade etti. Örneğin Orban’ın veto ettiği 90 milyarlık kredinin önünü açmak Magyar’ın seçim vaatlerinden biriydi. Nitekim bugün kredinin Macaristan’a takılmadan onaylandığına şahit olduk.
Ayrıca Magyar’ın Macaristan üstündeki Rus etkisini sona erdirme sözü vermesi Macaristan’ın AB içinde “blokaj yapan ülke” konumundan çıkarak daha koordineli ve entegrasyon odaklı bir aktör olacağına işaret ediyor. Bu sayede Ukrayna’ya yönelik yardım paketlerinin onay süreci hızlanabilir, AB içindeki karar alma süreçlerinde gecikmeler azalabilir ve Rusya’ya yönelik yaptırımlar daha az siyasi engelle karşılaşabilir.
Bu durum, özellikle savaşın finansal ve diplomatik boyutunda AB’nin daha etkili bir aktör haline gelmesine katkı sağlayabilir.
Siyasi Değişimin Etkileri
Orban sonrası olası siyasi değişim, doğrudan savaşın askeri dengesini değiştirmese de savaşın arka planında yer alan siyasi ve ekonomik karar mekanizmalarını etkileyebilir. Daha uyumlu bir Macaristan, Avrupa Birliği içinde Ukrayna’ya verilen desteğin daha istikrarlı ve hızlı hale gelmesine katkı sağlayabilirken, Rusya açısından AB içindeki diplomatik manevra alanını daraltabilir.
Bu nedenle Macaristan’daki olası dönüşüm, yalnızca ulusal bir siyasi değişim değil, Avrupa’nın Ukrayna politikasının geleceğini şekillendirebilecek yapısal bir kırılma noktası olarak değerlendiriliyor.


