Yerebatan Sarnıcı'nın mülkiyeti, İBB'ye önceden bilgi verilmeden Vakıflar Genel Müdürlüğü'ne geçirildi. Belediye, kararı hukuki olarak temyiz edeceğini duyurdu.
Devir işlemi, İBB'nin sarnıcı restore ederek ziyaretçi sayısını on kat artırdığı ve önemli bir gelir kaynağına dönüştürdüğü bir dönemde yapıldı.
İBB, Vakıflar Kanunu'ndaki son değişikliklerin, kamuya ait tarihi varlıkların devrini kolaylaştırdığını ve bu durumun emsal teşkil edebileceğini savunuyor.

Atlas AI
Yerebatan Sarnıcı’nın tapu kaydı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden (İBB) alınıp Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı Vakıflar Genel Müdürlüğü adına tescil edildi. İBB, değişikliği resmi bir tebligatla değil, rutin tapu kayıt kontrolleri sırasında fark ettiğini açıkladı. Belediye, işlemin bir mahkeme kararı ya da devam eden bir yargı süreci olmadan, doğrudan tapu tesciliyle yapıldığını belirtiyor.
İBB yönetimi, tek taraflı gördüğü bu tescile karşı tüm hukuki haklarını kullanacağını ve konuyu yargıya taşıyacağını duyurdu. Bu adım, İstanbul’daki yüksek profilli kültür varlıklarının yönetimi ve gelirlerinin kimde kalacağı tartışmasını yeniden gündeme taşıdı. Süreç, merkezi idare ile yerel yönetim arasındaki yetki sınırları açısından da kurumsal risk başlığına dönüştü.
Devir kararı, İBB Miras’ın yürüttüğü kapsamlı restorasyonun hemen sonrasına denk geldi. Sarnıç Temmuz 2022’de yeniden ziyarete açıldı ve bu dönemde depreme karşı güçlendirme dahil mühendislik ve koruma odaklı bir çalışma yapıldı. Restorasyon sonrası ziyaretçi trafiği belirgin şekilde arttı ve yapı, İstanbul’un en çok ziyaret edilen kültür noktalarından biri haline geldi.
İBB’nin paylaştığı verilere göre restorasyon öncesi günlük ziyaretçi sayısı yaklaşık 1.000 seviyesindeydi. Yeniden açılışın ardından bu sayı günde 10 bine çıktı. Yaklaşık bin günlük dönemde 10 milyondan fazla ziyaretçi kayda geçti; bu da işletme gelirlerinin ölçeğini ve nakit akışının belediyenin kültürel miras portföyündeki diğer projelere aktarılabilme kapasitesini büyüttü.
Tescilin hukuki dayanağı olarak 5737 sayılı Vakıflar Kanunu’nun ilgili hükümleri gösterildi. Tapu kayıtlarında tescilin Ayasofya-i Kebir, Fatih Sultan Mehmet Han ve Kanuni Sultan Süleyman Han gibi çeşitli vakıflar adına yapıldığı bilgisi yer aldı.
İBB ise Vakıflar Kanunu’nda yakın dönemde yapılan değişikliklerin ispat eşiğini düşürdüğünü, vakıf tarafından inşa edildiğine dair kesin kanıt şartının esnediğini ve geçmişte onarım ya da destek gibi dolaylı bağların tescil için yeterli sayılabildiğini savunuyor.
Bu çerçevede tartışma iki eksende ilerliyor: Birincisi, kamu mülkiyetindeki kültür varlıklarında tapu tescilinin idari işlemle ne ölçüde değiştirilebileceği. İkincisi, restorasyon ve işletme modeliyle oluşan gelirlerin hangi kurumun bütçesinde kalacağı ve bu gelirin diğer koruma projelerine nasıl yönlendirileceği. İBB’nin açacağı davanın seyri, benzer nitelikteki taşınmazlar için emsal niteliği taşıyabilecek bir yönetişim ve mülkiyet tartışması yaratıyor.
Ülke Etkisi: Tescil süreci, kültür varlıklarının mülkiyetinde merkezi idare ile belediyeler arasındaki yetki sınırlarını yargı üzerinden yeniden tanımlayabilir. Vakıf mevzuatındaki uygulama, kamu taşınmazlarının idari işlemlerle el değiştirmesi tartışmasını düzenleyici gündeme taşıyabilir.
Sektör Etkisi: Kültür mirası işletmeciliğinde gelir paylaşımı ve işletme hakkı belirsizliği, restorasyon yatırımlarının finansman modelini ve proje önceliklendirmesini etkileyebilir. Benzer varlıklarda yönetim değişikliği riski, sözleşme yapıları ve sigorta/operasyon planlamasında yeni şartlar doğurabilir.
Piyasa Etkisi: Belediye gelirlerinin kompozisyonu ve nakit akışı, yüksek ziyaretçi trafiği olan varlıklardan elde edilen gelirlerin yön değiştirmesiyle etkilenebilir. Hukuki süreçlerin uzaması, ilgili kurumların bütçe planlamasında öngörülebilirliği ve yatırım takvimlerini kanallar üzerinden değiştirebilir.


