Türkiye, bölgedeki kronik güvensizliği sona erdirmek için egemenlik garantisi sunan yeni bir bölgesel güvenlik paktı öneriyor ve bunu ekonomik kalkınmanın ön şartı olarak görüyor.
Bakan Fidan, ABD-İran ateşkes görüşmelerini yapıcı bulsa da nükleer konulardaki anlaşmazlığın ve İsrail'in tutumunun süreci riske attığını değerlendiriyor.
Ankara, yaklaşan NATO Zirvesi'ni transatlantik ilişkilerdeki çatlakları ve Avrupa'nın savunma geleceğini tartışmak için kritik bir fırsat olarak görüyor.

Atlas AI
Türkiye, Orta Doğu’da kalıcı kriz döngüsünü kırmak için “bölgesel güvenlik paktı” fikrini yeniden gündeme taşıdı. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Ankara’da gazetecilerin sorularını yanıtlarken, bölgedeki çatışmaların ana kaynağı olarak ülkeler arası güvensizliği işaret etti ve yeni bir güvenlik mimarisi kurulmadan ekonomik kalkınma ve ortak projelerin sürdürülebilir olmayacağını söyledi.
Fidan’ın tarif ettiği çerçeve, ülkelerin birbirinin egemenliğine saygı taahhüdü verdiği kapsamlı bir pakt fikrine dayanıyor. Bakan, bu vizyonun Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından bölge liderleriyle paylaşıldığını aktardı. Fidan’a göre İran ile Körfez ülkeleri arasında yaşanan savaş, güvenlik mimarisi ihtiyacını daha görünür hale getirdi.
Bakan, Körfez ülkelerinin geçmişte Husi saldırıları karşısında ABD’den bekledikleri korumayı görememesi sonrası yeni arayışlara yöneldiğini ve Türkiye ile işbirliğini artırdığını hatırlattı. Bu yaklaşım, savaş sonrası dönemde daha kurumsal ve yapısal bir işbirliği zemini oluşturma hedefiyle birlikte okunuyor. Fidan, güvenlik şemsiyesi netleşmeden bölgesel kalkınma gündeminin kalıcı sonuç üretmeyeceği mesajını verdi.
Fidan, sahadaki güncel dosyalarda da diplomasi vurgusunu öne çıkardı. İslamabad’da sürdüğü belirtilen ABD-İran ateşkes müzakerelerinde tarafların “samimi” göründüğünü, ancak nükleer başlığın tıkanma yarattığını söyledi. Sürecin karmaşıklığı nedeniyle nihai anlaşmanın zaman alabileceğini, ayrıca İsrail’in süreçte “oyunbozan” rol oynama ihtimaline dikkat çekti.
Enerji güvenliği başlığında Hürmüz Boğazı’nı kritik bir kırılganlık noktası olarak tanımlayan Fidan, dünya petrol ve doğal gazının yaklaşık dörtte birinin bu hattan geçtiğini belirtti. Ateşkesle birlikte Boğaz’ın uluslararası geçişlere açılması konusunda sorun görmediğini, ancak İran’ın anlaşmanın parçası olarak bazı talepleri olduğunu ifade etti.
Türkiye’nin çizgisini “barışçıl ve müzakereye dayalı çözüm” olarak özetleyen Fidan, uluslararası bir askeri güce katılımın pratik ve siyasi zorluklarına da işaret etti.
İsrail’in Lübnan’daki operasyonlarına ilişkin değerlendirmesinde Fidan, Gazze’deki “insansızlaştırma” senaryosuna benzer bir yaklaşım gördüğünü söyledi. Altyapı ve konutların yıkımı üzerinden yerinden etme riskine dikkat çekti ve benzer bir tablonun Suriye’ye sıçrama ihtimalini gündeme taşıdı.
Transatlantik güvenlik mimarisi açısından Fidan, NATO içinde bir “güven testi” yaşandığını savundu. ABD’nin eski Başkanı Donald Trump dönemindeki politikaların Avrupa’da güven bunalımı yarattığını, bu nedenle Avrupa ülkelerinin savunma kapasitesini artırma ihtiyacı hissettiğini dile getirdi. Yaklaşan Ankara NATO Zirvesi’ni de ittifakın geleceği açısından kritik bir toplantı olarak konumladı.
Doğu Akdeniz’de ise Yunanistan, Kıbrıs Rum Kesimi ve İsrail arasında Türkiye’yi çevrelemeye dönük adımların izlendiğini belirten Fidan, bu tür ittifak arayışlarının istikrar üretmeyeceğini söyledi. Ayrıca İsrail yönetiminin İran’dan sonra Türkiye’yi yeni bir “düşman” olarak konumlandırma arayışına girdiğini, Türkiye’nin dengeli ve ilkeli tutumunun İsrail’in bölgesel planlarını zorladığını ifade etti.
Ülke Etkisi: Türkiye’nin bölgesel güvenlik paktı vurgusu, dış politikada arabuluculuk ve güvenlik mimarisi kurma iddiasını öne çıkarabilir. Bu çizgi, NATO gündemi ve Doğu Akdeniz dosyalarıyla birlikte Ankara’nın güvenlik-diplomasi dengesini iç politikada da görünür kılabilir.
Sektör Etkisi: Enerji taşımacılığı ve sigorta tarafında Hürmüz Boğazı risk algısı, navlun ve risk primi kanalıyla maliyetleri etkileyebilir. Savunma ve güvenlik işbirliği arayışları, bölgesel tedarik ve ortak üretim başlıklarını yeniden hızlandırabilir.
Piyasa Etkisi: Ateşkes müzakereleri ve Hürmüz geçişleriyle ilgili sinyaller, petrol ve gaz fiyatlarında risk primi üzerinden oynaklığı etkileyebilir. Doğu Akdeniz ve NATO başlıkları, ülke risk primi ve savunma harcamaları beklentileri üzerinden tahvil ve kur piyasalarına yansıyabilir.


